islami filmlertv-radyo gazetelervideolarnamaz vakti dost siteler amacimiz ulasim
Nicin Islami Hukumet
Mevdudi
06 Nisan 2009 Pazar
Şu meseleyi de izah ettik ki, eğer müslümanlar, müs-lümanca yaşamak -istiyorlarsa; bu yaşayışlarını müslü-manca devam ettirmek yolunu tutuyorlarsa, yaşayışlanmıı bütününü, tümünü, Hak Tealâ'nm itaati yoluna uy-durup,'ister - ferdî, ister içtimaî 'işlerinde - Hak Tealâ'nm kanun ve şeriatının hükümlerine uygun bir şekilde, bir hayat nizamını kabul etmeleri gerekir.
îslâm, hiç bir zaman, şu hâli kabul etmez ki, siz kal-ksp da, Hak Tealâ'ya iman ettiğinizi ileri sürüp, kendinizi mu'min diye ilân edip, sonra da yaşayış yolunda, yaşayış işlerinde Hak Tealâ'nın kanunlarının hilâfına ve aksine, gayn îlâhi kanunlara tabi olup gidesiniz... Böyle bir şekli reva görmek ve bunu caiz saymak, İslâm'ın büyük bir tenakuza düşmüş olması demek olur.
Halbuki İslâm, tenakuzu caiz saymadığı giıbi, esasen hikmeti vücud sebebi de tek tek her ferdin ve bütün insanlığı içine düşmüş olduğu bütün yanılmalardan kurtarmak İçindir. îslâmî Hükümet ve îslâmî Anayasa istemenin arkasında şu düşünce kendisini hissettirir ki, eğer bir müslüman Allah Tealâ'nm kanunlarına itâaat etmi-yecek olursa, esasen, o kimsenin -müslümanhk - iddiası ve ben müslümamm demesi şüpheli bir duruma girip, onun müslümanlığı hakkında tereddüdü mucip olacaktır. Bu mevzu Öyle bir kesin hakikattir ki, bütün Kur'an bu hakikat için deli teşkil eder. [24]
Kur'an-ı Kerim'e göre, AUah-ü Tealâ, Malik el- Mülk* tür. Yaratmak O'na mahsustur; bunun için de fıtraten ve tabiî olarak, Emr hakkı (memleket idaresi hakkı — Right to rule - da yine O'nun hakkıdır. Yalnız O'na aittir. O ülkesinde (donıinion) kendi kullarım istediği gibi idare eder ve hâkimiyetiyle bu idareyi yürütüp gider. Bu işde hiç. bir kimsenin ve hiç bir başka varlığın hiıküm sürmesine ve bu idare işine karışmasına meydan verilmez. Böyle bir şeyi iddia etmek, hattâ tasavvur bile etnıek, temelinden hatâ ve yanlıştır. Doğru yol birdir. Ve tektir. Bundan başka doğru yol yoktur.
Her kim, «O» nun halifeliği ve nâibliği hususiyetini ihraz ederse, o kimse Ü'nun ger'î kanunları gereğince, bu şer'î kanunların icabına göre ülkeyi idare edip işleri tedvir edecektir
Söyle; Ey Malik el-mülk olan Allah, Sen, istediğine mülk verirsin, istediğinden de çekip ahrsııı.
<ÂH îmran; 26)
İşte, bu Allah, sîzin Rabbıuızdır ki, mülk de onundur. (Fatır, 13.)
Mülk de (Devlet ve memleket ve dünya) onun hiç bir ortağı yoktur. (L nî israil, 111.) İşte, hükm, (kumanda ve memleket idaresi) ulu ve büyük Allah'a aittir. (El-Mü'min, 12.)
O'nun hükmüne hiç bir kimse iştirak edemez. (El - Kehf, 26} Dikkat : Acaba yaratma ve emr (idare ve hükümet)
' O'nun isi değil midir? (A'raf, 54.)
Derler : Acaba» emr'de (Devlet idaresi ve kumanda) bize de bir iş düşer mi? Söyle : Emr tamamen Allah'a inahsu&tur. (ÂM tnırân, 154.)
Bu esas usûle göre, teşri' hakkı, kanun yapma yetkisi, tamamiyle insandan alınmıştır; insanın elinden çıkmıştır, insan ise, yaratılmış bir 'kul olduğuna göre, köle gibi mahkûm bir durumdadır, insanın o zaman vazifesi kanun yapmak değil, «O» nun kanununa boyun büküp itaat etmektir. Zira Mâlik el - Mülk O'dur. Elbette ki, İlâhî kanunun hududu içinde, bu Kanun'dan istinbat etmek, içtihad eylemek, fıkhı meseleleri tedvin kılmak, O'-nun şeriatının ruhu ve islâm mizacının çerçevesi içinde, bu hususları gö'zönünde tutarak, bu Aslî Kanun'un ışığı altında, ferî kanunlar yapmak, hakkı da Ehl-i iman'a tanınmıştır. Nitekim, açık hüküm bulunmayan meselelerde, kanun tertip etmek ve bu gibi işler hakkında hü'küm vermek de yine Ehl-i İman'a verilmiş olduğundan, aslî kanunun rehberliği altında, fer'î konunun nasul yapılacağı anlaşılıyor. Fakat, esas ve ana meselelere gelince; eğer bir kimse, bu gibi hususlarda, İlâhî Kanun'ıı bırakıp da herhangi bir şahsın, yahut da şahısların veya bir idarenin veyahut da bir idare sisteminin uydurup ortaya attığı kanunu, kendisine kanun sayıp, ona tabi olmak o kanuna boyun eğmek, o kanun gereğince işlerimi yürütmek veya yürütülmesini sağlamak yolunu tutarsa, o zaman Tağut'a tâbi olmuş olur. Hak Tealâ'nın itaatından çıkar. İsyan yoluna sapmış duruma girer. Onun yaptığı işlerin ve verdiği kararların hepsi de bâtıl olup, bu kararlara uyanlar da hakikatte mücrim, günahkâr ve suçlu duruma düşerler.
Siz, kendi dilinizle yalan' uydurarak, şuna helâl buna haram demeyiniz. (En - Nahl, 116)
Rabbınız tarafından, size nârfl olmuş bulunana tâbi olunuz' ve ondan gayri kimseyi kendinize Velî dîye tanımayın. (A'râf, 3.)
Allah'ın gönderdiği ile hüküm vermeyen, k&mselfer kâfir (güruhundan) dırlar. (El - Mâ'ide, 44.)
(Ey Peygamber): Sana ve senden öncekilere nazil* bulunana imân ettiklerini sananları görmedin mi ki, on-
lara, inkâr edip kabul etmemeleri için emir verilmiş olduğu halde, yine de «Tağut'»un talimine uymak istediler.
(En-Nisa, 60.)
Yer yüzünde, Hak Tealâ'nm asıl maksadı «hükümet» in kendi kanunlarının esası üzerine kurulmasıdır. Bu husus, peygamberler vasıtasiyle bildirilmiştir. Bu işin ismine de HiiMeİ denmiştir.
Biz peygamberleri, Allah'ın izni ile mahza kendisine itaat edilsin diye gönderdik, (başka bir şey için göndermedik). (En-Nisâ, 64.)
îşte biz, sana Kitâb'ı hakla gönderdik. Tâ ki, Sen de Allah'ın sana göstermiş olduğu şekilde halkın arasmda hüküm veresin. (En-Nisâ, 105)
Sen; onlara, Allah'ın gönderdiği gibi hükm edersin. Onlarn keyiflerine tâbi olmazsın. Allah'ın sana gönderdiği şeylerden dolayı, karışıklık çıkarmamak için de onları uyarırsın. ' (El-Mâide, 49)
Acaba: Cahiliyenin verdiği hükümler gibi mi hüküm verilmesini istiyorlar? (El-Mâide, 50)
Ey Dâvûd: Biz, seni yer yüzüne halife diktik; Halk arasında hak ile (adaletle) hüküm ver, keyfe tâbi olma. işte; keyfe tâbi olmak seni Allah yolundan saptırır... (Es-Sâd, 26)
işte, bunların hilâfına, Cenâb-ı Ralbb-iil - âlemin tarafından gönderilmiş bulunan Peygamberlerin getirdikte-rı kanunlar yerine, herhangi başka bir temele istinad ^en kanunlara tâbi olmak isteyen kimse ve bu gibi kanunlara bagh bulunan her hükümet ve her adalet sistemî, hakikatte adalet sistemi olmayıp zulümden başka bir şey değildir. Zalimdir ve haksızdır. Her bakımdan. ve hor hususta, bu iki hükümetin ve bu iki idare sisteminin - adalet bakımından da, şekil, ve görüş zaviyesi bakımından da — birbirleriyle çok geniş ölçüde ihtilafları ve ayrılıkları vardır. Bunların bütün çalışmaları, fiil ve hareketleri, asılsız, esassız, ölçüsün ve* mi;yarsız, olup, temelinden bâtıldır. Bu gibi kanunlara tâbi olanların yerdikleri hüküm ve vardıkları kararların h^psi ve bütünü hiç bir meşru temel üzerine istinat etmez. Bu kararlar ve bu hüküm fr f asından çürüktür- Hakikî «Mâlik el-Mülk» bir kin ^cn eline kudret vermeyip buyruk sahibi. <Char-ter)f .kılmadığı bir kimsenin de başına geçtiği ve idaresini ele geçirdiği hükümet ve idare sistemi, nasıl olur da meşru bir hükümet, hakikî ve kanunî bir âdare sistemi olur-. [25]
O zaman, ne yaparsanız yapınız ve ne edersenis ediniz, bunların hepsi de Allah kanunu muvacehesinde bir hiç mesabesindedir.
İman ehli bu gibi gayri İlâhî kanunların ^hariel varlıklarını fiilî (defacto) olarak kabul etmek zorunda kalsalar dahi, meşru bir şekilde, işlerinin, hallü faslında (de-jure) onların doğru ve sahih olduklarını kabul etmezler. İmam Ehli'nin, işlerinde asıl hüküm sahibi olan, emir veren ve hüküm icra eden Allah'tır. Allah'ın karşısına dikilip de, ona karşı kafa tutup, isyan yoluna sapmış olanlara da, İman Ehli itaat etmez:. Bu gib'Ierden de kendi işlerinin hallü faslını istemezler. Bu şekilde hareket eden, İman Ehli'nin hilâfına yol tutmuş olanlar ve.onlarm aksine hareket edenler, iman sahipliği ve müslümanhk iddiasında bulunsalar dahi, hakikî iman sahipleri, vefalı ve sadakatli mü'minler zümresinin dışında kalmış olurlar.
Bu mesele açık olarak aklın hilaf madır. Herhangi bîr hükümetin basma, isyankar bir güruh gedmiş bulunsun da, sonra, imân sahipleri de böyle isyankâr birisinin idaresi altında bulunan hükümete ve onun skt'danna boyun büküp, teslim ohıp, hem ân bu hükümeti meşru vo kanunî bir iktidar tanısınlar. Hele bu yetmiyormuş gibi, Cenab-ı Hak tarafından da böyle isyankâr bif hükümete selin de itaat edin ve uyun deımslş ofeuı?
Söyle: Biz, işledikleri işler yüzünden en. foüyuk ssar rara kimlerin uğramış olduklarım srâe hafcer vere&n nü? Onların dünya yaşayışındaki çalışmaları boşa gitmiştir,, heba olmuştur. Fakat onlar kendilerini iyi şeyler yaptıklarını zannederler. İşte, Rabbleı&tfn ayettaTİne ve Rabb'-lerine kavuşacaklarına inanmazlar. Bumm iğindir ki, çaların amelleri de hiç olmuştur; Kıyamet güntt de biz o«-lara, bir değer vermiyeceğiz. (El- Kcht 10.3- 105).
İşte bu Âd (kavmi) dir. (Bu Âd kavmi) Allahın âyetlerine bağlanmaktan kaçındı. Allah'ı» resullerine karşı isyan yolunu tuttu. <O kavim), her inatçı zâlimin emrine de tâbi oldu. (Hud, 59)
İşte biz, Musa'yı Firavunca-ve onun güruhuna, âyetlerimizle ve delillerle aydnı sultan gönderdik. Onlar (Fi-ravn güruhu) Firavun'un emrine tâbi oldular. Halbuki Firavun'un emri yetkin değildi . (Hud, 96.)
Zikrimizden, kalbini gafil kılmış bulunduğumuz kimseye itaat etme. Böyle kimse, keyfine tâbi olup işini azıtın ıştır. (El - Kehf, 28.)
Ey Peygamber, söyle: Benim Rabbim, ister gizli olsun ister açık olsun, her türlü fuhşu (kötü iş) günahı, haksız tecavüzü ve hiç bir delil indirmemiş olduğu halde, Allah'a ortak koşmanızı katiyetle haram kılmıştır. (A'raf, 33.)
Kendisine hidâyet yolu gösterilip bellendikten sonra, Resul ile çekişmeğe kalkışan ve müminlerin yolundam başka bir yola tâbi olan sizler, ibadet ettiğini Allah'ı bırakıp da, ancak kendinizin ve babalarınızın uydurup isin> taktıkları şeye mi ibadet edersiniz? Allah bunlar için hiç bir dielil göndermemiştir. İşte hüküm ancak Al-laha mahsustur. Allah öyle emreder M, kendisinden başka lvimseye ibadet etmeyiniz. (Yusuf, 40).
Kentlisine hidayet yolu gösterilip, bellendikten sonra, Resul ile çekişmeğe kalkışan ve Müminlerin yanından başka bir yola tâbi olan kimseyi, biz de, dönmek istediği taraf A çevirir ve Cehenneme, ulaştırırız. Onun son dönüşü ise, çok fenadır^ (En-Nisâ, 65)
Evet... Senin Rabbine and olsun ki; onların aralarında, çıkan çekişmede seni hakan kılmayıp, senin verdiğin hükümlere tabi olmadıkça, imân etmiş sayılmaz -lar. (En-Nisâ, 65)
Ne zaman, onlara dense, geliniz Allah'ın nazil kıldığına ve O'nun Resulüne tâbi olun, münafıkları göreceksin ki, senin yolunun önünü öyle bir şekilde kapatırlar ki... (En-Nisâ, 61)
İşte. Allah, kâfirler için müminlerin zararına bir yol göstermez. (En-Nisâ, 141)
Bu yüce âyetler Kur'an-ı Kerim'in muhkem âyetle-rindendir. Bunlar katiyen müteşabih âyetler değildir, işte bu merkezî akidedir ki, İslâm'ın fikir nizamı, ahlâk nizâmı, medeniyet nizâmı, hep bu temel üzerine kurulmuştur. Müslüman, Islâmî muaşeret ve îslâmî hükümet teessüs ettirmedikçe, kendi imânın icaplarını tam olarak, tamamlamış sayılmaz. Miislümanın, Islâmca yaşayışı o zaman tekemmül etmiş olur ki, o müslüman, İlâhî Kanunu her yerde ve her hususta yürürlükte olmasını sağlamış olsun. Bütün yaşayışında, bütün iş gücünde, bu kanuna bağlanıp bu kanunla hep işlerini yürütüp gitsin.
Enbiyâ-i Kiranı (Aleyhi Selâm) da yalnız bu maksatla, bi'set etmişlerdir ki Allah'ın hâkimiyet nizamını cemiyete nakşedip ayakta tutsunlar.
Bu maksadın husulü için, görüyoruz ki - hicretten önce - Hazret-i Resûl-i Ekrem, (S.A.V.) mübarek lisanları ile şu şekilde dua ediyordu:
De ki: Yâ Rabbî; beni doğru bir girişle girdir, ve bir çıkıktan çıkar ve bana kendi indinden yardım bir kuvvet ver. (Isra Sûresi : 80)
Yani, «Ya sen kendin, bana iktidar atâ kü, yahut da bana müzâharet gösterecek herhangi bir hükümet vücuda getir kî, onun kudreti vasıtasiyle, dünyayı saplanmış bulunduğu şu fenalıklardan temizleyip onu kurtarabileyim. Fenalıklardan, açık sapıklıklardan ardı arkası kesilmeyen kötülükler selinin önüne geçip, onu kurtarıp, senin adalet kanununun carî olması, yürümesi yolunda çalışayım.
Hasan Basrî (R.A.) Kıtade (R.A.) Ibn-i Cerîr (R. A.) İbn-i Kesir (R.A.) ve diğer müfessirler, bu âyeti kerimenin tefsirini anlattığımız gibi beyan ederler. Bu hususun teyidi hakkında, şu Hadis-i Şerif de nazarı dikkate alınmalıdır.
Hak Tealâ Kur'an ile karşı koyup, ortadan kaldırmadığı çok şeyleri, hükümet vasıtasiyle karşı koyup ortadan kaldırır.
Bu Hadis-i Şeriften anlaşılıyor ki, islâm, dünyada yapmak istediği İslâhat işlerinde yalnız vaaz, nasihat ve öğüt vermekle kalmamış bu hususu amelî olarak ele almış, siyasî noktayı da ihmal
Bütün hamdlar sadece Allah’adır.
ana sayfa | site haritasi | iletisim | ana sayfam yap | wikimapia uydu goruntusu | sitemizde bulunan tum bilgiler kullanilabilir & Copriht © 2008 www.tevhid.eu